İş hayatının insana öğrettiği en önemli şeylerden biri şudur:
İnsanları en iyi, işler iyi giderken değil; biraz geri çekildiğinizde tanırsınız.
Çalışırsınız, üretirsiniz, sorumluluk alırsınız. Her yere yetişmeye, açıkları kapatmaya, bulunduğunuz kuruma katkı sağlamaya çalışırsınız.
Yaptıklarınız görülür, takdir edilirsiniz.
İşte tam o dönemlerde etrafınız oldukça kalabalıktır.
Alkışlayan çoktur…
Yüzünüze gülen, yaptığınız işleri öven, başarınızı takdir eden, “Helal olsun” diyen çoktur.
Ama o alkışların hepsinin aynı samimiyetle çalındığını düşünüyorsanız yanılırsınız.
Çünkü bazen sizi gerçekten takdir edenlerle, başarınız karşısında alkışlamak zorunda kalanlar aynı kalabalığın içindedir.
Aralarındaki farkı anlamak ise kolay değildir.
Siz güçlüyken haset eden de susar.
Çünkü eleştirecek bir şey bulamaz.
Kötü konuşsa söylediğinin dönüp kendisine geleceğini bilir. Yaptığınız işler ortadadır, emeğiniz ortadadır, aldığınız takdir ortadadır.
O yüzden yüzünüze güler…
Hatta gerektiğinde alkışlar.
Ama bekler!
Küçücük bir tökezlemenizi, biraz yorulmanızı, eskisi kadar öne çıkmamanızı…
Ya da patronun, yöneticinin, çevrenin gözünde küçücük de olsa güç kaybettiğinizi düşünmesini…
İşte bazı insanların gerçek karakteri tam o anda ortaya çıkar.
Düne kadar alkışlayan eller bir anda durur.
Ama ne hikmetse diller açılır!
Bakış değişir…
Tavır değişir…
Ses tonu bile değişir.
Ve siz o zaman anlarsınız:
Meğer mesele sizin ne yaptığınız değilmiş. Mesele, sizin yaptıklarınızın bazılarının içinde ne biriktirdiğiymiş.
BAZEN BİLEREK GERİ ÇEKİLİN!
İşte bu yüzden insan hayatının bazı dönemlerinde bilerek geri çekilmeli.
Her yere yetişmeyin mesela…
Her sorunu siz çözmeyin.
Her açığı siz kapatmayın.
Bugüne kadar yaptığınız bazı şeyleri bir süre yapmayın.
Bir adım geriye çekilip sadece seyredin.
İnanın, uzun uzun insan analizi yapmanıza gerek kalmayacaktır.
Çünkü siz sahneden biraz çekildiğinizde herkes kendi rolünü oynamaya başlayacaktır.
Kim yokluğunuzu hissediyor?
Kim açığınızı kapatmaya çalışıyor?
Kim gerçekten üzülüyor?
Kim ise içten içe “İşte şimdi!” diyerek ellerini ovuşturuyor?
Hepsini görürsünüz.
Hatta yıllarca göremediğiniz bazı yüzleri birkaç haftada tanırsınız.
Çünkü bazı insanları tanımak için onlara kötülük yapmanız gerekmez.
Sadece sizin biraz güç kaybettiğinizi düşünmelerine izin vermeniz yeterlidir.
Gerisini zaten kendileri yapar.
BEN DÜŞMEDİM, SENİ İZLEDİM!
Aslında işin en keyifli tarafı da burasıdır.
Karşınızdaki sizin düştüğünüzü zannederken siz sadece izliyorsunuzdur.
Kim sevindi?
Kim cesaretlendi?
Kim yıllardır içinde tuttuğu cümleleri bir anda söylemeye başladı?
Kim dün yüzünüze başka, bugün arkanızdan başka konuşuyor?
Not edersiniz…
Sessizce.
Çünkü her şeye cevap vermek gerekmez.
Bazen insanlara gerçek yüzlerini rahatça gösterebilecekleri kadar alan bırakmak, verilebilecek en güzel cevaptır.
Sonra?
Sonra kaldığınız yerden yeniden devam edersiniz.
Çalışırsınız.
Üretirsiniz.
Yeniden güçlenirsiniz.
Belki yine alkışlanırsınız.
Ama artık önemli bir fark vardır:
Bu kez hangi alkışın yürekten, hangisinin mecburiyetten geldiğini biliyorsunuzdur.
Kimin gülüşüne inanacağınızı…
Kimin omzunuza dokunuşuna güvenmeyeceğinizi…
Ve kimin gözünün aslında nerede olduğunu öğrenmişsinizdir.
O yüzden zaman zaman geri çekilmek kaybetmek değildir.
Bazen geri çekilmek, etrafınızdaki insanları filtresiz seyretmenin en güzel yoludur.
Çünkü makam değişir…
Güç değişir…
Şartlar değişir…
Bugün tökezleyen yarın yeniden ayağa kalkar.
Bugün geride kalan yarın yeniden öne geçer.
Devir dediğiniz şey de döner.
Ama asıl mesele o değil…
Ben yeniden ayağa kalkarım.
Ben yeniden çalışırım.
Ben yeniden üretirim.
Benim devrim bugün değişir, yarın yeniden değişir.
Peki sen, fırsatını bulduğun ilk anda ortaya döktüğün o karakteri nasıl değiştireceksin?
İşte asıl ona bakacağız…

Mustafa Özzorlar