Köşe Yazısı

GENÇLER HAYAL KURMAYI MI BIRAKTI, HAYALLER Mİ PAHALILAŞTI?

GENÇLER HAYAL KURMAYI MI BIRAKTI, HAYALLER Mİ PAHALILAŞTI?

Bir evin anahtarını cebinde taşımanın, sevdiği insanla bir yuva kurmanın, emeğinin karşılığını alarak kendi hayatını inşa etmenin hayalini kuran bir kuşak… Bugün hayallerinden vazgeçmiyor belki ama onlara ulaşmanın yollarını ararken yoruluyor.

Bir zamanlar genç olmak, geleceğe açılan kocaman bir kapının önünde durmak gibiydi. İnsan, o kapıdan geçince hayatın kendisine yeni fırsatlar sunacağına inanırdı. Bir meslek edinmek, kendi ayakları üzerinde durmak, küçük de olsa bir ev sahibi olmak, sevdiği insanla bir hayat kurmak… Bunlar ulaşılması gereken büyük başarılar değil, hayatın doğal akışı içinde gerçekleşmesi beklenen hayallerdi.

Peki, bugün ne değişti?

Gençler hâlâ hayal kuruyor mu? Yoksa hayaller, hayatın gerçekleri karşısında sessizce küçülüyor mu?

Belki de asıl soru şu: Gençler mi gelecekten vazgeçti, yoksa gelecek mi gençler için ulaşılması zor bir ihtimale dönüştü?

Bugünün gençlerine baktığımızda yalnızca iş arayan, evlenmeyi erteleyen, ailesinden bağımsız yaşamakta zorlanan bir kuşak görmüyoruz. Aynı zamanda eğitim alan, kendini geliştirmeye çalışan, yeni yollar arayan ama bütün bunların sonunda nasıl bir hayat kurabileceğini kestirmekte zorlanan milyonlarca insan görüyoruz.

Üniversiteyi bitiriyor, yıllarca emek veriyor, mesleğini eline almak için mücadele ediyor. Ardından iş arama süreci başlıyor. Bulduğu işte emeğinin karşılığını almaya, kazandığı parayla kendi yaşamını kurmaya çalışıyor. Ancak daha ilk adımda kira, faturalar, ulaşım ve temel ihtiyaçlar karşısına çıkıyor.

Ay sonunu getirme mücadelesi, geleceği planlama imkânını daraltıyor.

Bir evin peşinatını biriktirmek, artık yalnızca tasarruf meselesi değil. Düzenli bir gelire sahip olmak, yıllarca çalışmak ve bütün bunlara rağmen belirsizlikle mücadele etmek anlamına geliyor. Aile kurmak isteyen gençler, yalnızca birbirlerine duydukları sevgiyi değil, birlikte yaşayabilecekleri bir hayatın ekonomik şartlarını da düşünmek zorunda kalıyor.

Böyle bir tabloda gençlere sürekli daha fazla sabretmelerini, daha çok çalışmalarını ve daha büyük hedefler belirlemelerini söylemek ne kadar gerçekçi?

Elbette çalışmak, üretmek ve mücadele etmek önemli. Ancak çabanın bir karşılığı olduğuna inanmak da en az çaba kadar önemli. Çünkü insan, yalnızca bugünü yaşamak için değil, yarın daha iyi bir hayat kurabileceğine inandığı için de çalışır.

Bir insanın elinden imkânlarını aldığınızda hayatını zorlaştırırsınız; umudunu aldığınızda ise mücadele etme nedenini zayıflatırsınız.

Gençler tembel değil, belirsizlikten yorulmuş olabilir

Bugünün gençleri hakkında kolayca hüküm veriyoruz. Çalışmak istemediklerini, eskisi kadar sabırlı olmadıklarını, her şeyi hazır beklediklerini söylüyoruz. Oysa bir kuşağı anlamak için önce onun hangi şartlarda yaşadığını görmek gerekir.

Gençlerin beklentileri değişmiş olabilir. Dünyayı algılama biçimleri, çalışma anlayışları ve öncelikleri de farklılaşabilir. Ancak bağımsız olmak, değer görmek, emeğinin karşılığını almak ve geleceğe güvenle bakmak istemek yeni bir kuşağın ayrıcalığı değildir. Bunlar insanın en temel beklentileridir.

Bugün bir genç, kazandığı maaşla kiraya çıkamıyorsa, mesleğinde ilerlemesine rağmen geleceğini planlayamıyorsa ya da yıllarca çalışsa bile temel hedeflerine ulaşamayacağını düşünüyorsa meseleye yalnızca bireysel yetersizlik üzerinden bakamayız.

Burada eğitimden istihdama, gelir dağılımından barınma imkânlarına kadar uzanan geniş bir sorumluluk alanı var.

TÜİK’in Ağustos 2026 verilerine göre 15-24 yaş grubundaki gençlerde mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 13 olarak gerçekleşti. Kadın gençlerde bu oran yüzde 19,4’e ulaştı. Bu rakamlar, gençlerin geleceğe hazırlanırken karşılaştıkları güçlükleri konuşmanın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Elbette her gencin hikâyesi aynı değil. Kendi işini kuran, mesleğinde yükselen, üretmeye ve yenilik geliştirmeye devam eden çok sayıda genç var. Ancak başarılı örneklerin varlığı, fırsatlara erişimde yaşanan güçlükleri görmezden gelmemize neden olmamalı.

Çünkü bir toplumun geleceği, yalnızca en başarılı gençlerinin neler başardığıyla değil, diğer gençlerin de kendi potansiyellerini ortaya koyabilmeleri için ne kadar imkâna sahip olduğuyla ölçülür.

Hayaller küçülürse gelecek de küçülür

Bir düşünelim…

Kendi evinde yaşamak isteyen bir genç, yıllar boyunca ailesinin yanında kalmak zorunda olduğunu düşünüyorsa…

Sevdiği insanla yuva kurmak isteyen iki kişi, geçim kaygısı nedeniyle sürekli erteleme kararı alıyorsa…

Bir genç, sevdiği mesleği yapmak yerine yalnızca geçimini sağlayabileceği herhangi bir işe yönelmek zorunda hissediyorsa…

Burada yalnızca bireysel hayaller ertelenmiyor. Aynı zamanda toplumun üretme, gelişme ve yenilenme enerjisi de etkileniyor.

Çünkü hayaller, insanı harekete geçiren görünmez güçtür. Bir bilim insanı olma isteği yeni buluşların, bir girişim kurma hayali yeni iş alanlarının, daha iyi bir yaşam arzusu ise toplumsal gelişimin başlangıcı olabilir.

Gençlerin geleceğe dair beklentileri zayıfladığında kaybedilen yalnızca birkaç kişisel hedef değildir. Üretkenlik, yaratıcılık ve toplumsal aidiyet de bundan etkilenebilir.

Üstelik gençlerin hayallerini sürekli ertelediği bir toplumda, yarının aile yapısı, çalışma hayatı ve sosyal ilişkileri de bundan bağımsız kalamaz.

Bu nedenle gençlerin sorunlarını yalnızca gençlerin meselesi olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Onların bugün yaşadığı güçlükler, yarının toplumunu şekillendirecek koşullardır.

Peki, umut nerede?

Bütün bu tabloyu anlatırken umudu tamamen kaybetmek de doğru değil. Çünkü umut, yaşanan güçlükleri inkâr etmek değildir. Umut, güçlüklerin değiştirilebilir olduğuna inanmak ve bunun için adım atabilmektir.

Bugün hâlâ sabah erkenden işine giden, sınavlara hazırlanan, yeni bir fikir geliştiren, küçük bir sermayeyle iş kurmaya çalışan, ailesine destek olan ve bütün yorgunluğuna rağmen yeniden deneyen gençler var.

Belki birçoğu hayallerini eskisi gibi yüksek sesle anlatmıyor. Belki büyük hedefler kurmak yerine önce önündeki ayı nasıl geçireceğini düşünüyor. Belki de başarısız olmaktan çok, bütün çabasına rağmen yerinde saymaktan korkuyor.

Ama bir hayalin sessizleşmesi, tamamen yok olduğu anlamına gelmez.

Bazen insanın yeniden inanabilmesi için yalnızca güzel sözlere değil, gerçek fırsatlara ihtiyacı vardır.

Gençlerin önünü açan nitelikli eğitim imkânlarına, emeği karşılayan iş koşullarına, erişilebilir barınma seçeneklerine, girişimlerini hayata geçirebilecekleri desteklere ve liyakatin karşılık bulduğu bir düzene ihtiyaç vardır.

Ailelerin gençleri anlamaya, onları yalnızca geçmişin ölçüleriyle değerlendirmek yerine bugünün şartlarını da görmeye ihtiyacı vardır. İş dünyasının gençlere yalnızca deneyim sormak yerine deneyim kazanabilecekleri alanlar açması gerekir. Toplumun ise gençlerin sorunlarını küçümsemek yerine çözümün bir parçası olması önemlidir.

Ve gençlerin de kendi yollarını başkalarının hayatlarıyla kıyaslamadan, küçük adımların değerini unutmadan ilerleyebilmeye ihtiyacı var.

Çünkü herkesin hayatı aynı zamanda başlamaz. Herkes aynı imkânlarla yola çıkmaz. Birinin erken ulaştığı bir hedefe başka biri yıllar sonra ulaşabilir. Önemli olan, insanların kendi potansiyellerini gerçekleştirebilecekleri bir hayat kurma ihtimalini kaybetmemesidir.

Bir kuşağa öğüt vermeden önce onu anlamalıyız

Gençlere sürekli geleceğin onların elinde olduğunu söylüyoruz. Bu doğru. Ancak geleceğin onların elinde olması, bütün yükün de onların omuzlarında olması gerektiği anlamına gelmez.

Bir toplum, gençlerinden sorumluluk bekliyorsa onlara sorumluluklarını yerine getirebilecekleri koşulları da sunmalıdır. Başarı istiyorsa fırsat eşitliğini güçlendirmeli, üretim istiyorsa emeği desteklemeli, umut bekliyorsa umudu besleyecek bir gelecek inşa etmelidir.

Gençlere yalnızca sabretmeyi değil, emeklerinin karşılığını alabileceklerine inanmayı da öğretmeliyiz. Onlara yalnızca büyük hayaller kurmalarını söylemekle yetinmemeli, bu hayallere ulaşabilecekleri yolları da çoğaltmalıyız.

Çünkü bir ülkenin en büyük zenginliği yalnızca sahip olduğu kaynaklar, fabrikalar veya binalar değildir. O ülkenin en büyük zenginliği, geleceğini kurmak isteyen insanlarıdır.

Ve hiçbir toplum, gençlerinin hayallerini gerçekleştirmeyi sürekli ertelemek zorunda kaldığı bir geleceği normal kabul etmemelidir.

Son söz…

Belki bugün bir genç, ev sahibi olma hayalini bir süreliğine erteledi. Belki bir başkası sevdiği insanla kuracağı yuvayı daha güvenli şartlara kavuşana kadar bekletiyor. Bir diğeri, yıllarca eğitimini aldığı meslekte kendine yer açmaya çalışıyor.

Her birinin hikâyesi farklı. Ama hepsinin içinde ortak bir beklenti var: Çabalarının bir anlamı olsun, yarınları bugünden daha iyi olabilsin.

Gençler hayal kurmayı bırakmasın istiyorsak, önce hayal kurmanın yeniden mümkün olduğuna inandıkları bir hayat kurmalıyız.

Unutmayalım; bir gencin hayali yalnızca kendisi için değildir. O hayalin içinde kurulacak bir aile, üretilecek bir fikir, açılacak bir iş yeri, iyileştirilecek bir hayat ve belki de hepimizin geleceğine dokunacak bir başarı vardır.

Hayaller pahalılaşmış olabilir. Yollar uzamış, beklentiler ağırlaşmış, umutlar zaman zaman yorulmuş olabilir.

Ama hiçbir zorluk, daha iyi bir geleceği istemenin değerini ortadan kaldırmaz.

Gençlere düşen, bütün engellere rağmen kendilerine bir yol açmak için mücadele etmekse topluma düşen de o yolun önündeki engelleri azaltmaktır.

Çünkü mesele yalnızca gençlerin nasıl bir gelecek istediği değil, bizim onlara nasıl bir gelecek bırakmak istediğimizdir.

Ve belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:

Gençlere neden hayal kurmadıklarını sormadan önce, onların hayallerine gerçekten yer açabildik mi?